Naptın da başardın?

Başarının ölçüsünün olmadığı bi iş koluna girmek istiyorum. Ne yaparsan yap kazanacağın..

Misal al sana futbol yorumculuğu. Ne dersen de, yeter ki çok bilir edayla, söylediklerin çok flaş şeylermiş gibi, bi konuşsam ülke karışabilir gibi bi tavırla söyle. Şunun gibi;

+Hocam pompadinspor bu maç ne yapar?

-Hacı öyle kritik bi soru ki bu (du bakalım ne diycek diyosun burada içten içe). Şimdi maçın 2 farklı boyutu var (merak uyandırıyo aklınca pu*t). 1. pompadinspor teknik direktörü Metinali Feyyaz 3lü tandemle çıkarsa bıdı bıdı olur yok çıkmazsa 7 yer ( bide böyle aykırı sonuçlar vericeksin).

2.boyutu ise pompadin’in kazanması için çok iyi oynaması (yapma yav), kanatları iyi kullanıp, göbeği iyi tutup bloklar arası bağlantıyı enfes icra etmesi gerekiyor (hayatın sırrını söylermişcesine)..

Uzatmayalım işte anlaşıldı, bunun gibi 100 cümlen olucak döndür döndür söle. Adamlar sırf bu iş için yıllık 500-600 bin yetele kazanıyo ya çıldirıciim. Erman hocaya ya da Rıdvana lafım yok. Onlarda zeka pırıltısı seziyorum ama bu Adnan Aybaba, Tanju ya da Selçuk Yula ve bunun gibi hırtlara verilen paraları duyunca çatladım kıskançlıktan. En son Şebnem Dönmez evlenince böle olmuştum şerefsizim. O da içimde kalan ayrı bi yaradır laf aramızda.

Neyse konumuza dönelim. Bu heriflerin başarılı olmak gibi bi dertleri de yok. Çünkü somut bi başarı ölçüsü yok. Maçtan önce skor tahmini yaparken fener kazanırsa bikini giyerim, yok beşiktaş 5ten aşağı atarsa çükümü keserim tipi sansasyonel demeçler, maçtan sonra ya unutuluyo ya da şagggaaa yaptım diye geçiştiriliyo. Yav kardeşim benim tek hayalim senin bikini giymen. Giyceksin ki mesleğinin hakkını veresin. Hani söylenir ya çok para kazanmak için çok risk alman gerekir diye. Külli yalan bu meslekte. Bunlar sonuç ne olursa olsun bilsin bilmesinler, rezil olsun olmasınlar kıvırtma rasyosuna göre çok para kazanıyolar.

İkinci mesleğimiz secret yazarlığı. Allahaşkına söyleyin bunun gibi iddialı kitaplarda yazılanların doğruluğunun ispatı nasıl mümkün olur. Yaptım olmadı desen tam anlamıyla inanmamışsın diyecek, kitabın üstünde roman hikaye falan da yazmıyo, o zaman içindekiler yanlışsa veya kurguysa bu bildiğin dolandırıcılığa giriyo.  Bence bi kuruluş bu gibi kitapların doğruluğunu teyit etmeli. Artık anket mi yaparlar yoksa adı sanı gizli 10 tane denek üzerinde doğruluğunu test mi ederler bilemem. Hem bu kadar para kazanıyosun hem hayallerimle oynuyosun. Arkadaş arasında alay konusu olmayacağımı bilsem dava açarım yeminle. Süründürürüm dolandırıcılıktan. (içimde de ufak bi umut da yok değil hani, ya doğruysa diye.. mal mıyım acep. Araştırma, anket veya tez bekliyorum tarafsız mercilerden)

Yanlış bişey söylemekten çekinmeyip te çok para kazanan diğer meslek de ekonomi yorumculuğu. Ulan ne terbiyesiz adamlarmışsınız siz ya. İnatla bütün kriz boyunca seyrettim sizi - siz derken 10-15 adam var işte televizyona çıkan- bu kadar kendinden emin bu kadar bilmiş konuşup da insan hiç bişeyi doğru tahmin edemez mi, her kafadan bu kadar farklı şey mi çıkar. Sinirlerim hopluyo valla aklıma geldikçe. Bunların söylediklerinin doğruluğunun teyidi de kolay ama bakıyorum adam yanılmış ertesi gün gene ahkam kesiyo, yok imf anlaşması olsa böyle olmazmış, yok efendim fedin faiz indirimi beklenmiyomuş da o yüzden böyle olmuş.. Bekliycen kardeşim faiz indirimini. Dün dolar iner diyodun bilmiş bilmiş, senin yüzünden sattık cascaklak kaldık ortada. 5 atcaz derken 5 yedik. Bunun hesabını kim vericek. Oraya çık dünya kadar para kazan bi de faiz indirimini bekleme, yavşağa bak hele.

yımırta gibi başkan

Geçen gün internetin resimlerine bakıyom, bi anda küçük bi yarışma çıktı karşıma. süpriz gibi. tabi çok heycanlandım, acaba başarılı olabilecek miydim. Karşılığında yeşil kart alcaamı öörenince hemen kolları sıvadım başladım araştırmaya. Konu biraz zordu ama bulabileceğimi düşünüyodum. Soru işte şu alttaki resimde aynen görünüyor.

İlk iki tip tanıdık geldi ama üçüncü karedeki çukulata renkli adamcaazı bi türlü çıkaramadım. Jordan desen andırıyo ama deyil, Nat King Kong desen hiç deyil. sora compiter başında bişiy araştıran herkesin yapıcağı gibi annemi çaardım. anne dedim bu kim, barako dedi, la dedim barak kim, gugletsene evladım dedi beni ne şeyediyon.. nitekim haklıydı da.. ileri seviye bitakım işlemden sonra google’a girmeyi başardım ve resimlerde barak diye aradım. karşıma hemen bu resimdeki adam çıktı. Meyersem sorunun cevabı da bu deyil miymiş.. hemen seçtim yolladım, merakla sonucu bekliyom.
O diyl de, acaba meşhur olmayan birini niye başkan ettiler ve benim niye bundan haberim yok diye düşünürken dedim bari bi araştıriym adamı.
Öğrendim ki kendisi mozambik doğumlu, kenya asıllı, ugandalı anne ve kongolu babadan olma bi gabonluymuş. yani tam bir afrik. Sen kalk zimbabwe’den git amerika’ya başkan ol, yuh! ondan sonra yok etiyopya’da açlık var, yok zambia’da sinek var, ne alakası var.. hiç! ee o zaman biraz duyarlı olalım canım, afrikalılar da insan. herkes iki tane çocuk alsa, biyerlere başkan etse ne kuraklık kalır, ne de sıtma. hem sonra asya da bi alem..
Neyse barak diyoduk.. şimdi efenim bu adam interneti indirmeyi serbest bırakmış. Bi konuşmasında halka seslenirken demiş ki; “şimdi hazır internet orda duruyoken indirmek lazım, yarın bigün çot diye kapanırsa afrika ayvasını sapıyla yeriz.. o yüzden gelsin müzikler gelsin filmler diziler, enayi miyiz hocu”. Halk bi şaşırmış önce, sora barakoo barakoo diye coştukça coşmuşlar.
Yandaki resimde “lan internete dokanmayın, pacman’in elma’yı yediği gibi yerim adamı, en büyük kim? barakoo o yee” diyor açıkça..

Burdan fbi’a felan sesleniyorum, başgan hakkında ileri geri konuşyo diye peşime düşmeye kalkmayın, yumurta bizde iyi bişe demek ona göre.. veri gud.

art sun

Eddie Vedder’ın, Zeki Müren’e olan hayranlığını bilmeyen yoktur.. Ben dün keşfettim mesela.
Konuyla ilgili yaptığım derinlemesine araştırma sonucunda gördüm ki; Seattle’da sörf yaparak geçimini sağlamaya çalışırken keşfedilen küçük Eddie, Müren’in yoğun çabaları sonucunda kendine musiki cemiyetinde bi yer edinmiş. İlişkilerinin ilk yıllarında baba-oğul, amca-yeğen gibi olan ikili, sonraları bi abla-kardeş kadar yakınlaşmışlar. Bu yakınlıkları tozlu raflardan günümüze aha yandaki gibi yansıyor..

Eddie, kendisini sörfçülük illetinden çekip çıkaran, icabında ortamlara sokan, hatta şimdiki grup arkadaşlarıyla tanıştıran Zeki Müren’le aralarında geçen bir anıyı, yeni albümüyle ilgili bi röportajında şöyle aktarıyor.

Seattle’da hava genelde kapalıdır biliyon mu. İşte yine böyle bi günde Yıldız Parkında yürüyoruz Zeki abiyle, tutturdu çilek yiycem ben diye.. lan abi dedim arıza mısın, nerden bulcaz bu mevsimde çileki. yok illa yiycekmiş. Canım sıkıldı, açtım ağzımı yumdum gözümü.. çok sonra anladım ki meyersem bahçevan isimli son hitiyle ilgili ipucu veriyomuş, çilek filan bahaneymiş, bilemedik.. çok feci pişman oldum tabi. Kendimi affettirmem lazımdı, kısmet bugüneymiş.. peace out.

Takip eden yıllar boyu sanat güneşine olan minnetini nasıl göstereceğini kara kara düşünen Ed, sonunda yeni albümünde çalıp söylediği Art Sun isimli şarkıda dünyaya haykırıyor:

There’s a big
A big art sun
Beating on the big people
In the big art world

Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.

Genel olarak sanat güneşinin kortizon tedavisi görmeden önceki dönemine farklı ve samimi bir bakış tadında olan parçanın nakaratında Ed, sanat camiasının kokuşmuşluğundan dem vuruyor. İyi ki de vuruyor, bravo!

tony almeida zonbi felan mıydı?

Adamcaazın paramparça oluşu dün gibi gözümün önünde.
Bu kadar net hatırladığıma göre heralde kendimi Jack Bauer sandığım anlardan birinde oldu.. Hani Michelle’le beraber patladıydı ya, bildin mi? Yani kurtulmuş olamazdı, evet öldüğünden emindim..
Taa ki aşağıdaki videoyu görene kadar..

Get the Flash Player to see this content.

~ feci şekilde kandırılmıştım ~

Aklıma hemen Prestige’deki çakma ikiz kardeş numarası geldi tabi. Hani baştan beri hep ikizi varmış gibi yapıyo da son anda meyersem kendisi çıkıyo.. hatta yazık, Tesla’yı filan alet ediyo öbürsü. Ya da Fight Club gibi hani yüzük bi düşüyo çünkü hayaletmiş meyer.. veyahut hani, kendi halinde efendi bi avukatken içine şeytan giriyodu Neo’nun, işte onun gibi. izlemeyen yoktur diye spoil ettim sorun yok. neyse yemezler Jack efendi.
Sonuçta anladım ki, Tony ikiz kardeşini feci şekilde patlatıp, biyerlerde kebap işine girmişti.. evet evet kesin. Demek ki ondan sonra nolduysa, ulan polis olduk kebapçı olduk accık da terorist olalım demiş ve tekrar aksiyona vermiş kendini. Halbuki sakin sakin hayatını yaşasana, ne bu yaştan sora Jack gibi adama ters gidiyosun.
Yakında Nina filan da gelirse hiç şaşırmam hatta beyeniyle izlerim ne de olsa national sekurity şakaya gelmes.. di mi la?

biz olduk bari çoluğumuz çocuğumuz global warmink olmasın diyenler beri gelsin..

Aah ah global warming, adeta çağımızın en büyük şeysi, tatlı belası gibi.
Herkes “amaan şuncaacık canımla ben mi kurtarcam koca dünyayı” diyor. Fekat ne kadar da yannış, ne büyük yanılgı. Böyle duyarsızlık olur mu canım.
Şimdi bu yazımda annatcaam hemen iki dakkada yapılabilcek 300 tane hareketle 4 milyor ton su hop diye geri doncak. Karbondiyoksitten, metandan filan eser kalmıycak. Güneş gitcek onun yerine açılıp kapanabilen daa üst modeli (sun2.0) gelicek. Cor cor ısıtıp durmıycak, akıllı olcak.. Sera etkisi denen saçmalık yok olcak, yerine gebelek etkisi gelcek. Burda musluu kapatcan, taa caponya’da adamın morali düzelcek filan. Bu da yetmezmiş gibi arabalar minibüsler dışarı gaz çıkarmıycak, içeri çıkarcak. Ama temiz gaz tabi. O zaman dışarı da çıkarabilirler sorun olmuycak. Adalar filan azcık yükselicek, halklarının içi raat olcak. Çevre dostu güvenli nükleer enerji santralleri olcak, çalışanları filan neşeli olcak hep. Elektrik enerjisi yenilenebilir olcak, tv’den kompitere filan geçicek, uçup gitmiycek, uçsa bile oksijen olarak uçucak. Erke dönergeci meyersem nefis bi enerji şeysi olcak, kah enerji vericek kah düşündürcek ulan nası veriyo diye. Vergiler düşcek, kredi borçları silincek, doları olan için dolar fırlıycak, TLsi olanın doları düşcek.. Neyse konu daaldı.
Tüm bunlara rağmen hala gıcıklık yapan olursa sadece onun olduuğu yer global warmik olcak. Bi nevi point warmink gibi.. veyahut silindirik de olur.
İşte böylee.. Aklı karışanlar, naapcaanı bilemeyenler için “Küresel Isınma, acaba biraz iyi bişey mi sanki?” yazısı pek yakında..

Opel Astra CDTI Sedan

İstanbulda gerçekleştirdiğimiz sistem kurulumları için kiraladık, hemen bi review yapayım dedim..

Factler: Biraz fazla uzun gibi bi araba.. böyle bakınca gereksiz bi uzun şasesi, zaten dar alanda sıkı manevra yapınca minibüslerde görülen o direksiyon geri tepmesi var biraz.. direksiyon rahat ama.. iç mekan acayip sade, gereksiz sade yani, garip açılar falan mide bulandırıcı. Radyo ki opel buna infotainment system demiş, saat ve dış sıcaklıktan başka info vermiyo. Her şey ilave özellik, basınca no function yazan bisürü düğme var. o yok, bu yok, şu yok.. üst modelde vardır işalla.. motor 1300 dizel, tabi ki çekmiyo. turbo ayarsız, 2200 devire kadar turbo falan yok, yokuş çıkmak hayal, ama 2200-3000 arası kuduruyo, gereksiz kuduruyo ama.. son hız yüksek, hızlanma iyi… hızı hissettirmiyo, yol tutuş güzel… Bagaj geniş, arka koltuklar geniş.. kol dayama şeysi önde yok arkada var… cam yıkama başarılı… aynalar bi garip, çok dışbükey.. sinyaller silecekler falan klikli, yani açtığın zaman orda kalmıyo, geri geliyo tiptronik hesabı.. garip.. Yakış fena diyl, 230 TL mazotla 1400 km (otoyoldan ankara istanbul ankara+ istanbul içi çakal şirket kullanımı)…

Yani: ben kendime almam, ama şirket arabası alıcaksam megane veya focusa iyi bi alternatif.