Elimi şıklatıp çağırdım yanıma.
Hiç görmediğim bir ceylana arabayla çarpmam nasıl mümkün olabilir ki? Zaten ölmüş olan kuzuyu yedim diye ben mi katil oldum? Bu zaten geldiğinde soğuktu, belki de hiç ısınmadı. Hiç ısınmamış şey zaten nasıl soğur ki?
Tabağımın değiştirilmesini talep ettim.
Pantolonumun rengiyle o kadar ilgiliydim ki karşımdakinin gözlerininkini bilmediğimi anladım. Zaten ne önemi vardı ki onun, onlar hep başkasına bakladı. “lamak” bakmak ile izlemenin ortak paydası. Paydaları eşitlemeden aynı şeyden bahsettiğimizi nasıl bilebiliriz ki?
Değiştirmemekte diretince hesabı istedim.
Kağıt kalem kullanmadan yazı yazmayı çok önce öğrenmiştim, henüz yazı icad olunmamıştı hem o zamanlar. Orjinal diye çıkarılan zaten taklidin taklidi değil mi? O kadar para verip de şehirler arası yolun bilmem kaçıncı kilometresine çeşme yaptırmanın ne alemi var ki?
Haketmediğini düşündüğümden bahşiş bırakmadım.
Ne utanç verici şey hak kavgası yapmak. Yani bu kadar mantıklı olup bu kadar utanılacak bir şey hiç yapmak istemem şahsen. Kimse yemesin hakkımı bu yüzden peşin söyleyim. Bensiz de kalsa sokaklar çöp arabaları her zaman aynı saatte gelecek. Yağmur da yağarken beni yok farzedecek.
Sigara almak için büfeye gittim.
Oldum olası sevmem zaten, ağız tadı olmadıktan sonra nesi güzel? Köprünün üstünden geçerken altımdan geçen arabaların üstüne tükürdüm. Sileceklerini çalıştırdı. Biri de durup bakmadı kim yaptı diye. Antifiriz koydum dün mukozama. Yoksa nasıl başa çıkılır bu kadar soğuk havayla.
Fermuar sevmiyorum çok pratik, bir de çok iç içe biraz daha geniş olsun….